Siyasetin Dönüşen Dinamiklerinin Bir Değerlendirmesi

Tam Metin


Son on yılda yaşanan siyasal ve sosyal değişimleri anlamak için neoliberal kapitalizmin değişim dinamikleri iyi kavramak gerekmektedir. Karatani, kapitalizmin üç temel saç ayağı üzerine oturduğunu iddia eder; devlet, piyasa ve toplum. Bu temel ayaklardan birinde sorun oluştuğunda yükler diğer ayaklara aktarılarak kapitalist krizler atlatılmaktadır. Kapitalizmin ilk ciddi krizi olan 1929 ekonomik buhranı piyasanın buhranıdır. Keynesyen ekonomik politikalar, yani tam istihdamı amaçlayan devletçi politikalar kurtarıcı olmuştu. Devlet, toplumsal buhranı piyasanın yüklerini yüklenerek atlatmıştı. Yetmişli yıllarda taşıyabileceğinden fazla yüklenen refah devletini bu kez piyasa ve toplum kurtarmak zorunda kalmıştır. Piyasanın devletin yüklerini omuzlamasına seksenli yıllar Türkiye’sinde özelleştirme adını verdik. Toplumun bazı yükleri yüklenmesine ise 19. Yüzyılda başka bir bağlamda kullanılan sivil toplumculuk dedik. Zira devlet artık toplumsal sosyal harcamaları bile karşılayamaz hale gelmişti. Bu nedenle toplumun kendi kendine yardım dinamikleri harekete geçirilmiştir. Türk siyasal hayatı bu bağlamı vakıflaşma olarak yaşadı.


1980 darbesine rağmen siyasal hayatın özgürleşmesi ve piyasanın liberalleşmesi aslında kapitalizmin iç dinamiklerinden kaynaklanmaktaydı. Tabi ki bu dinamikler bir kez oluştuktan sonra her daim kontrol edilebilir dinamikler değildir. Örneğin piyasa özelleştirmelerle bir kez güçlenince devlet piyasada artık üretici aktör olarak değil, düzenleyici aktör olarak yer almaya başlamaktadır. Devlet-piyasa dengesi artık karşılıklı pazarlıklarla kurulmaktadır, komuta ile değil. Türk ekonomik dünyasındaki özerk ekonomik kurumsallıklar bu bağlamdan doğmuştur. Fakat siyaset karar alma tekeli ise, ekonomik kararlarla çatışan siyasal kararlar nasıl alınacaktır. “Ekonominin gereklerini” önemseyenlere karşı siyasal “siyasal zorunluluklardan” bahsedenlerin kavgasına halen yakından şahit olmaktayız.


Toplumsal hayat ise devletin sosyal zorunluluklarını yüklenerek rahatlama sağlanmasına vesile olmuştur. Fakat toplum devlete rağmen sosyal yükler yüklendiğinde halk bir yerden sonra devletin gerekliliğini sorgulamaya başlar. Eğer toplum kendi ihtiyaç düzenini kendisi karşılıyor ve düzenliyorsa devleti zorunlu kılan nedir? Hegel, bu soruyu 19. Yüzyılda ihtiyaçlar düzeninin çıkar odaklı olduğunu ve çıkar odaklı toplumasallığın bir nevi Hobbes’un doğal haline benzediğini söyleyerek yanıtlamaya çalışmaktadır. Yani kendi çıkarlarını maksimize etmeye çalışan sivil toplumsal ihtiyaç düzeni içinde kaostan başka bir şey beklenmez. Hobbes doğal düzendeki kaosu Leviethanla aşmaya çalışmıştı, Hegel sivil toplumsal kaosu üstün bir üçüncü güç olarak devletle aşmaya çalışmıştır. Yani Hobbes’un Leviethan’ı ile Hegel’in devleti aynı bağlamlardan doğmaktadır. Peki devlet toplumu kendi haline bıraktıysa ne olacaktır. Toplum önce bu yükün altında ne kadar ezildiğini düşünecektir. 1980’li yılların bütün toplumsal- ekonomik retoriği “kemer sıkma” politikası üzerine oturması bununla ilgilidir. Bir sonraki aşama ise, ihtiyaçlarını kendi karşılayan toplumun özgüven kazanmasıdır. Özgüven devletin sınırlarını........Tam Metin


Tanıtılan Yazılar
Son Paylaşımlar
Arşiv
Etiketlere Göre Ara
Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square

Adres: Arabacı Alanı Mahallesi Mustafa Ocak Sokak No:9 D:2 Serdivan/Sakarya

Telefon: (506) 612 8525 - (506) 277 7741

E Posta: pesaarastirma@gmail.com

© 2023 by fyoglu